ARGUVAN ÇAYIRLI KÖYÜ

Gurbetten Sılaya Bir Türküdür Arguvan

Text size
  • Increase font size
  • Default font size
  • Decrease font size

ARGUVAN TÜRKÜLERİ

E-posta Yazdır PDF
İçerik Sayfaları
ARGUVAN TÜRKÜLERİ
ARGUVAN TÜRKÜLERİ-2
Tüm Sayfalar

 

Süleyman ÖZEROL/Araştırmacı-Yazar Hüseyin ŞAHİN/Araştırmacı-Antropolog tarafından hazırlanan kitap Arguvan vakfı yayınları tarafından okuyucuların beğenisine sunulmuştur.

Aşağıdan Gelir Omuz Omuza (TM:33)

 Ağıt/türkünün Arguvan varyantının öyküsünü Eymir köyünden emekli öğretmen Hüseyin Sayın şöyle anlatır.Olay, 1952 senesi Temmuz ayı, ekin biçme mevsiminde olmuştur. Olayın yeri, Arguvan’a bağlı 11 kilometre uzaklıktaki Kızık köyüdür. Kızık ve çevre köylerde Kurban Bayramı’ndan bir gün önce/Arife günü akşamı, halk söyleşiyle “Arifeyi Kovalama/Bayram karşılama eğlentisi yapılır. Bu nedenle kırma tüfekle havaya ateş edenler, tabanca sıkanlar olur. Aynı gün akşam olayda yaşamını yitiren kişi ekin biçmeden gelip, köyün çeşmesinin yanındaki evin duvarına yaslanmıştır. O sırada Hüsgülü ve Hıdır Hocanın ellerinde tabanca bulunmaktadır. Hüsgülü tabancayı ateşleyemeyince Hoca elinden tabancayı alır, ağzını yere tutarak ateş etmek ister. Tabancada kalan mermi ateş alır ve duvara yaslanmış olan yorgun Hıdır’ın (Aligüttüğün Hıdır) sol tarafından/kalbinden içeri girer kurşun. Bir süre sonra da orada ölür. Otopsi yapılır ve kurşun çıkarılır. Olaydan sonra orada bir kırgınlık başlar. Meseleyi kapatmak için Hıdır Hocanın kızını, vefat eden Hıdır’ın oğlu Mustafa’ya verirler. Ortalık yumuşar ve mesele böylece kapanır. Çevrenin tanınmış halk şairlerinden Eymirli Âşık Bektaş Kaymaz bu olay ve çevredeki benzeri olaylardan esinlenerek ağıt yakıp söylemiştir.

 

Âşık Bektaş’ın söylediği dörtlükler şunlardır:

 

Aşağıdan gelir omuz omuza

Çiğdem de karışmış güle nergize

Benden selam olsun o vefasıza

Küğre bayramınız karalı geldi

 

Yorgun argın geldim orak biçmeden

Köyün çeşmesinden bir su içmeden

Yağlı kurşun gitmez ciğer deşmeden

Küğre bayramınız karalı geldi

 

Çağıla yaslandım cigaram içem

Yağlı kurşun gelir nereye kaçam

Kanadım yoktur ki havaya uçam

Küğre bayramınız karalı geldi

 

Çekin kıratımı gidelim hana

Söyleyin kirveme küsmesin bana

Bir bayram gününü çok gördü bana

Küğre bayramınız karalı geldi

 

Başımda ağlaşır gelinler kızlar

Sağ yanım ellemen sol yanım sızlar

Küğrem mapushane yolunu gözler

Küğre bayramınız karalı geldi

 

Arguvan yöresinde hem kırık hava hem de uzun hava olarak söylenen ağıt/türkü, TRT repertuarına Hekimhan’dan derlenerek kazandırılmış olup, Hekimhan yöresinde de yaygındır. Hekimhan’ın Hacılar köyü varyantı ise pek netlik göstermez.

 

Sultan Türküsü (TM:48)

 

İki genç birbirine sevdalıdır. Ancak Sultan kızın babası istemeye gelenleri hep geri çevirmektedir. Bakarlar ki bu iş razılıkla olmayacak, iki genç sözleşirler ve kaçarlar. Sultan’ın yaşı küçük olduğundan ailesi şikâyetçi olur ve geri alır İş artık mahkemeye düşmüştür. Genç, “Allah vere mahkemede doğru ifade vere” diye kaygılarını; bozulan aile ilişkilerinin de ancak Sultan’ın dayısı tarafından onarılabileceğini türküyle dile getirir.

Sultan hala yaşamakta olup, 80 yaşlarında, eşi ile mutlu bir beraberlikleri vardır.

 

Dağlar Seni Delik Delik Delerim

 

Türkü; “Yöresi: Sivas/Kangal, KK: Muhlis Akarsu, Derleyen: Nida Tüfekçi, Notaya Alan: Nida Tüfekçi, No: 21–28” künyesi ile TRT repertuarına kayıtlıdır. Uzan hava olarak da Hakkı Coşkun’dan derlenmiş olup, Malatya adına kayıtlıdır. Malatya’da daha çok Arguvan, Hekimhan, Arapgir ve Doğanşehir yörelerinde bilinmekte ve söylenmektedir. Diğer yandan, Malatya ili Doğanşehir ilçesi Polat kasabası yöresinde 1927 yılından beri söylendiğini ve öyküsü olduğunu öğreniyoruz. Öykü şöyle:

Hüsne ile Eşöğ (Kara Eşe) adlı iki bacı Polat’ın Dervent Dağı eteklerine mermerik (mantar) toplamaya giderler. Nişanlısı ince hastalıktan ölmüş olan Kara Eşöğ dertlidir. Bacısı da onun derdine üzülmektedir. İçindeki yara acısını dağlarla paylaşmak isteyen Eşöğ, dağları da sessiz bulunca başlar derdini dökmeye. Bu sırada köyün çobanı onların sesini duyarak dinler ve sürüyü önüne kattığı gibi ovaya getirir. Sürünün zamansız geldiğini gören çevre halkı telaşlanır, sebebini sorunca da türkünün son sözlerini duyan çobandan şu cevabı alırlar: “Hüsne ile Eşöğ dağları delik delik edip yakıyorlar, ben de sizin sürünüzü kurtardım...”

 

Dağlar seni delik delik delerim

Halbur alır toprağını elerim

O yar koyun olsa ben de kuzusu

Ardı sıra meler meler giderim

 

Dağlar senin yükseğine çıkarım

Çıkarım da enginine bakarım

Eğer dağlar dediceğim olursa

Sana lale ile sümbül takarım

Eğer dağlar dediceğim olmazsa

Seni vurur ataşıma yakarım

 

Dağlar senin ne karanlık ardın var

Lale sümbül boynun eğmiş derdin var

El âlemin vatanı var yurdu var

Benim yurtsuz kalışıma ne deyim

 

Necati Coşkun’dan derlenen uzun havanın, bu türküdeki birinci ve üçüncü dörtlüklerin aynısı olduğunu görüyoruz. Kadınların söylediği ağıtın da uzun hava ezgisinde olduğunu sanıyoruz.

Âşık Yoksuli, aynı türküyü biraz değişik bir biçimde kasete okumuştur:

 

Dağlar seni delik delik delerim

Kalbur alır toprağını elerim

Sen bir kara koyun ben de bir kuzu

Sen döndükçe arkan sıra melerim

 

Dağlar senin ne karanlık ardın var

Mor menekşe boynun eğmiş derdin var

El âlemin vatanı var yurdu var

Benim yurtsuz kalışıma ne deyim

 

Malatya da fakırların yurdudur

Benim derdim yetimlerin derdidir

Alamanya yedi dağın ardıdır

Gurbet elde kalışıma ne deyim

 

Bu türküde, “Alamanya yedi dağın ardıdır” dizesiyle Almanya motifinin yer aldığını görüyoruz. Bu nedenle Âşık Yoksuli’nin benzek yaptığını sanıyoruz. Bütün bunlar da türkünün yöremizde bilinmesinin-benimsenmesinin önemli kanıtlarındandır.

 



Son Güncelleme ( Pazartesi, 14 Eylül 2009 12:20 )  

Yorum ekle


Güvenlik kodu
Yenile